Blog

Toplumda En Sık Karşılaşılan Solunum Sistemi Hastalıkları Nelerdir ?

Göğüs ve Solunum Yolu Hastalıkları

Toplumda En Sık Karşılaşılan Solunum Sistemi Hastalıkları Nelerdir ?

ASTIM

Hava yollarının ataklar halinde daralması sonucu ortaya çıkar.

Temel sorun hava yollarında mikrobik olmayan bir iltihap oluşmasıdır;

Hava yolu duvarı şişer ve toz, duman koku gibi uyaranlara aşırı duyarlı hale gelir.

Atak anında hava yollarını saran kaslar kasılır, ödem ve şişlik artar, ilerleyen iltihapla birlikte hava yolu duvarı kalınlaşır. Hava yollarındaki salgı bezlerinin koyu kıvamlı salgısı da bunlara eklenince hava yolları önemli ölçüde daralır ve havanın akciğerlere girip çıkması engellenir.

Başlangıçta mevcut olan öksürük, nefes darlığı ve göğüste baskı hissi gibi yakınmalar şiddetlenerek artan öksürük, nefes darlığı, hırıltı, hışıltı kendini gösterir.

Her yaştan bireyi etkileyebilir ve kontrol altına alınamadığında kronikleşir.

Ülkemizde yaklaşık her 100 erişkinden 5-7’sinde, her 100 çocuktan 13-15’inde görülmektedir.

Astımda öksürük genellikle kuru, yani balgamsız olup, nefes darlığı, göğüste baskı hissi ve hırıltılı-hışıltılı solunum gibi belirtiler ortaya çıkar . Bu belirtiler tekrarlayıcıdır ve nöbetler halinde gelir. Genellikle gece veya sabaha karşı ortaya çıkar. Belirtilerin ortaya çıkışı mevsimsel değişiklik lere ve bireye göre değişebilir.

Tedavini ana hedefi hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihabın ilerlemesinin engellenmesi ve iyileştirilmesidir.

Bu hedefe ulaşabilmek için gerekli basamakları kısaca belirtmek isteri:

• Hasta/hekim işbirliğinin geliştirilmesi,
• Risk faktörlerine maruziyetin tanımlanması ve azaltılması,
• Astımın değerlendirilmesi ve tedavisi,
• Eşlik eden hastalıkların tanılanması,
• Tıbbi tedavinin izlenmesi

Tedavide kullanılan ilaçlara gelince hemen hemen hepsi nefesle alınan ilaçlardır. Çünkü bu yol ilacı hava yollarına doğrudan, daha hızlı, istenilen dozda ulaştırdığı gibi, yan etkilerinden kaçınılmış olur.

İki grup ilaç vardır:

• Kontrol edici ilaçlar: Temel etkileri hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihap üzerine dir; Etkileri ortaya yavaş çıkar ve aniden kesildiklerinde iltihabın tekrarlaması söz konusudur; Bu nedenle her gün ve uzun süreli kullanılması gereklidir.
• Rahatlatıcı ilaçlar: Hızla etki edeler,temel etkileri hava yolundaki kasların kasılmasını azaltmak, hava yollarını genişletmek, bu şekilde nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste baskı hissini ivedi gidermektir. Lüzumu halinde kullanılırlar.

Hastanın hangi ilaçları kullanması gerektiği hastalığın ağırlığına göre hekim tarafından karar verilir. Astım belirtilerini tetikleyen risk faktörleri bireye özgü olarak tanımlanmalı ve bu faktörlere maruziyeti azaltarak / ortadan kaldırarak atakların ortaya çıkmasını önlemeye çalışılır.

Her hastanın bireye özgü güncel tedavi planı, tedaviye uyum ve hastalığın kontrol düzeyinin belirlenmesi açısından düzenli olarak değerlendirilmelidir. Genellikle hastalar tedavi başlandıktan sonra 1-3 ay arasında ve daha sonra her 3-4 ayda bir değerlendirilmelidir.

Astımlı hastaların en çok dikkat etmesi gereken konu TÜTÜN ÜRÜNÜ KULLANMAMALARI,2. VE 3. EL DUMANA MARUZ KALMAMALARI, ilaçlarını düzenli kullanmaları ve hekim önermediği sürece kesmemeleridir.

KOAH

Kronik Obstrüktif (tıkayıcı) Akciğer Hastalığı hava yollarında mikropsuz iltihaplanmaya bağlı gelişen ilerleyici bir akciğer hastalığıdır.

KOAH tanımı içinde “Kronik Bronşit” ve “Amfizem” birlikte yer alır.

Özellikle sigara dumanı gibi tüm zararlı gaz ve parçacıklar bu mikropsuz iltihabın gelişiminden sorumludur.

KOAH, tüm dünyada akciğer hastalıklarına bağlı sakatlıklar ve ölümlerin en önemli nedenlerinden biridir.

Akciğerlerin en küçük birimi olan hava keseciklerinin (alveol) giderek esnekliğini yitirmesiyle genişlemiş hava keseciklerine giren havanın çıkması zorlaşır, şişer. Hava keseciklerindeki “Amfizem” olarak adlandırılan bu değişiklikler kalıcıdır.

Balgam üreten bezlerin aşırı çalışması sonucu balgam miktarında artış olur; Bu durum daralan havayollarından havanın geçişini güçleştirir. Bu bulgular “Kronik bronşit” olarak tanımlanır.

Neticede nefes darlığı ve/veya kronik öksürük ve balgam çıkarma gibi şikayetlere neden olur. Hastalığın ilk aşamalarında ortaya çıkan öksürük yakınması aslında hastalığın ilk belirtisi olmasına rağmen genellikle bu şikayet “sigara içimine/ çevresel koşullara ” bağlanır ve hasta hekime başvuruda gecikebilir.

Hastalık bu ilk aşamada saptanabilirse, hastalığın ilerlemesini durdurmak mümkündür.

KOAH’ın görülme sıklığı 40 yaş üstü yetişkinlerde %15-20’dir. Bir diğer deyişle toplumumuzda 40 yaş üstü her 5 kişiden birinde KOAH vardır. Günümüzde tüm dünyada 3. ölüm nedenidir. Türkiye’de solunum sistemi hastalıkları en sık görülen 3. ölüm nedenidir ve bu ölümlerin de %61.5’i KOAH nedeniyledir.

Hastalığa Neden Olan Faktörler Nelerdir ?

Tütün ürünlerinin tüketilmesi / maruziyeti:

Hastalığın en önemli nedenidir.

KOAH gelişiminden % 80-90 oranında tütün ürünü tüketiminin sorumlu olduğu, tüketilen miktar ile akciğer fonksiyonlarındaki kayıp arasında güçlü bir ilişki olduğu bilinmektedir.

Tütün ürününe başlama yaşı, dumanın yoğunluğu, günlük ve toplam içilen miktar hastalığın gelişimini etkilemektedir.

Otuz yaşından sonra akciğer kapasitesi her yıl azalmaya başlar. Tütün ürünü tüketenlerde bu oran çok daha fazladır;

Kendileri içmese de kişiler, özellikle çocuklar eğer maruz kalırlarsa kronik bronşit adayı olmaktalar.

Meslek Nedeniyle Toz, Duman ve Çeşitli Gazların Solunması:

Maden ve metal işçiliği, odun, kağıt imalatı, çimento, tahıl ve tekstil işçiliğinde iş yeri ortamında organik-inorganik toz, duman ve gazlara maruz kalma sonucunda KOAH daha sık görülmektedir. Bu iş kollarında çalışan kişiler birde tütün ürünü tüketiyorlarsa hastalık gelişme riski daha da artmaktadır.

İç Ortam Hava Kirliliği: Ülkemizde özellikle sigara içmeyen kadınlarda; ısınma ya da yemek pişirme amacıyla çalı, çırpı ya da tezek yakmak ve bunların dumanına maruz kalmak KOAH gelişimine neden olur.

Hava Kirliliği:Kentlerdeki hava kirliliği hem KOAH’a hem de bu hastalığın alevlenmesine neden olur.

Cinsiyet: Erkeklerde sigara kullanımının sıklığı ve mesleki olarak çeşitli toz, duman ve gazları solumalarına bağlı olarak hastalık daha sık görülmekteydi. Son yıllarda kadınlarda sigara içiminin yaygınlaşmasıyla kadınlarda da KOAH hızla artmaktadır.

Alfa-1 antitripsin adlı bir vücut proteini eksikliği: Hastaların yaklaşık %1’inden az bir kısmında, genetik olarak bu proteinin eksikliği sonucu KOAH gelişir. Bu kişilerde sigara kullanımı hastalığın gelişimini hızlandırır ve hastalık 30-40’lı yaşlarda ortaya çıkar. Kalıtsal olan bu eksiklik, KOAH gelişimine neden olduğu bilinen tek genetik bozukluktur.

Sosyoekonomik Durum: Düşük sosyoekonomik koşullarda yaşayanlarda akciğer fonksiyonları daha düşük olduğundan KOAH gelişimi hızlıdır.

Diyete Bağlı Faktörler:A, C, E vitamini eksikliği ve alkol kullanımı KOAH gelişiminde rol oynayabilmektedir.

KOAH ilerleyici bir hastalık olmasına karşı önlenebilir ve tedavi edilebilirİlk iş tütün ürünlerini bırakmak amacıyla hekime başvurulmalıdır. Bunun dışında, diğer zararlı toz ve dumandan uzak durulması, grip ve zatürre aşılarının yapılması, nefes yoluyla alınan ilaç tedavisinin yanı sıra fiziksel aktivitenin sağlanması hem hastalık gelişimi, hem hastalığın ilerlemesi ve kötü sonuçlarının önlenmesinde önemli bir adımdır.

VEREM

Etkeni “mycobacterium tuberculosis” iadında verilen bir basildir. Genetik olarak geçmez.

Binlerce yıldır var olduğu bilinen bu mikrop, hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması, konuşması sırasında oluşan damlacıklar içinde havaya atılır. Tüberküloz basilinin içinde bulunduğu bu damlacıkların solunması ile sağlıklı bireyler mikrobu alır. Enfekte olan her kişide mutlaka hastalık gelişmez. Alınan basiller kişiyi hastalandırmaksızın vücutta uyur durumda kalır ve vücut direncinin düştüğü bir anda hastalık oluşturur.

Bulaşma açısından en riskli kişiler hastayla uzun süre aynı ortamda bulunan aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşlarıdır. Kaşık, çatal, bardak gibi yemek gereçleri, giysiler, çarşaflar gibi eşyalarla bulaşma olmaz. Verem mikrobu, güneş görmeyen ortamlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Güneşten gelen ultraviyole ışınları verem mikrobunu kısa sürede öldürür. Bu nedenle insanların kalabalık olarak yaşadığı, havalanması yetersiz, güneş girmeyen ortamlar bulaşma için en riskli ortamlardır.

Tüberküloz hastalarının en sık görülen yakınmaları :

• 2-3 haftadan uzun süren ve tedaviye cevap vermeyen öksürük
• Balgam çıkarma
• Balgamında kan görülmesi
• Ateş
• Gece terlemesi
• Yorgunluk, halsizlik
• Kilo kaybı, İştahsızlık
• Nefes darlığı
• Göğüs ve sırt ağrısı

Tüberkülozun erken tanısı için 2-3 haftadan uzun süre öksürüğü olan kişilerin en kısa sürede göğüs hastalıkları polikliniğine veya verem savaşı dispanserine başvurmaları gerekir.

Akciğer dışı tüberküloz hastalığı olanlarda hastalığın olduğu organa ait daha farklı belirtiler de olabilir. Örneğin lenf bezi tüberkülozunda hastalığın olduğu lenf bezinin büyümesi, böbrek tüberkülozunda idrarda kan görülmesi, kemik tüberkülozunda ağrı gibi pek çok belirti de görülebilir.

Tüberküloz tanısı balgamda verem mikrobunun gösterilmesi ya da ekilen kültürde basil üremesiyle tanı ile konulur.

PPD olarak bilinen Tüberkülin deri testi (TDT) veya, kişinin daha önce tüberküloz basiliyle karşılaşıp karşılaşmadığını gösterir. Kişinin PPD sinin (+) olması verem hastası olduğu anlamına gelmez, sadece verem mikrobu ile karşılaştığınıve vücudunda uyur durumda basillerin bulunduğunu gösterir.

Tüberküloz tedavisi için günümüzde çok güçlü ilaçlar bulunmaktadır. Tüberküloz mikrobunu kesin olarak öldürmek ve bir daha çoğalarak hastalık yapmasını engellemek için başlangıçta en az 4 ilaç kullanılması gerekir. Yapılan balgam kontrollerinin sonuçlarına göre 2 veya 3 ay sonra ilaç sayısı azaltılır. Tüberküloz mikrobu diğer mikroplara nazaran daha yavaş çoğaldığı için ilaçların uzun süre ve düzenli kullanılması önemlidir. Toplam tedavi süresi en az 6 aydır.

İlaçlardüzenli kullanmazsa mikroplar ilaçlara karşı direnç geliştirirki bu durumda ” Dirençli tüberküloz ” gelişir ve tedavi çok daha zordur; çok sayıda ilacın 18-24 ay kullanılması gerekmektedir.

Ülkemizde tüberküloz tedavisinde kullanılan tüm ilaçlar Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanmakta ve hastalara Verem Savaşı Dispanserleri aracılığıyla ücretsiz dağıtılmaktadır.

Tedavideki en önemli unsur; uygun ilaçların yeterli süre ve düzenli bir şekilde kullanılmasıdır.

Tüberküloz hastalığından korunmanın en etkili yolu bulaştırıcı hastalara hızla tanı konulup uygun tedavinin başlanmasıdır.

ZATÜRRE

Tıp dilinde pnömoni olarak adlandırılan, bakteri, virüs, mantar gibi çeşitli mikroplarla oluşabilen Akciğerin iltihabıdır.

Özellikle çocuklarda, 65 yaş üstü yaşlılarda, kronik bir hastalığa sahip olanlarda sigara kullananlarda, bağışıklık sistemini baskılayan bir hastalık veya ilaç kullanımı varlığında daha sık görülür. Toplumda gelişen pnömoniler (TGP), tüm dünyada hastane başvurularının, iş-okul günü kayıplarının ve ölümlerin önemli bir kısmının nedenidir.

Günümüzde etkin bağışıklama yöntemlerine ve antibiyotiklerin yaygın kullanılmasına bağlı olarak infeksiyon hastalıklarından ölümler giderek azalmakta iken toplumda gelişen pnömoniler halen yüksek hastalık ve ölüm nedenidir.

Ateş, öksürük, balgam çıkarma, göğüs ağrısı en sık rastlanan belirtilerdir. Nefes darlığı, bilinç kaybı, bulantı-kusma, sık nefes alıp verme, kas-eklem ağrıları, halsizlik gibi belirtiler de görülebilir. Ağır zatürre durumlarında bir hastada deri ve mukozanın mavi renk alması, ciddi nefes darlığı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç bulanıklığı olabilir.

Zatürre belirtileriyle gelen hastalar muayene edildikten sonra çoğunlukla akciğer grafileri çekilerek tanı konur. Ağır ve hastaneye yatması gereken durumlarında kan testleri, bilgisayarlı tomografi , balgam testleri gibi ileri incelemeler gerekebilir.

Antibiyotikler, bol sıvı alımı, dinlenme, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler genellikle kullanılır. Ağır vakalarda yoğun bakımda yatış, solunum desteği uygulanma zorunluluğu doğabilir.

Hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlara göre ayaktan mı, yoksa hastaneye yatarak mı tedavi edileceğine karar verilir. Tedavi süresi hastalığın başlangıçtaki şiddetine, sorumlu mikroba, eşlik eden bir hastalığın olup olmamasına ve hastanın bireysel yanıtına göre değişebilir. Zatürreden korunmak için altta yatan kronik hastalıkların kontrol altına alınması, dengeli beslenme, hijyenik önlemler, sigara ve alkol alışkanlıklarının kontrolü, pnömokok ve yıllık influenza aşıları ile TGP’nin sıklığı ve ölüm oranı azaltılabilir.

Pnömokok ve Grip aşısı bazı durumlarda önerilir.

Pnömokok aşısı yapılması öneriler kişiler:

• 65 yaş ve üzeri
• Kronik hastalık (FEV1 %40 olan KOAH’lılar ile bronşektazi, pnömonektomi (=bir akciğerin cerrahi olarak yerinden tamamen çıkarılması), kalp ve damar, böbrek, karaciğer ve şeker hastalığı olanlar)
• Kronik alkolizm
• Dalak disfonksiyonu veya dalağı alınmış olanlar
• Bağışıklık yetmezliği ve bağışıklık sistemini baskılayan tedavi kullanımı
• Beyin omurilik sıvısı kaçağı olanlar
• Pnömokok hastalığı veya komplikasyon riskinin artmış olduğu şartlarda yaşayanlar.

Oldukça güvenilirdir, ciddi yan etkilere pek rastlanmaz. Yaşam boyu bir veya iki kez yapılması çoğu kez yeterli olur.

Grip aşısı yapılması gereken kişiler:

• 65 yaş ve üzeri
• Kronik akciğer hastalıkları (KOAH, bronşektazi, bronş astımı, kalp ve damar hastalığı)
• Şeker hastalığı, böbrek fonksiyon bozukluğu, çeşitli hemoglobinopatileri olan ve bağışık sistemi baskılanmış kişiler
• Yüksek riskli hastalarla karşılaşma olasılığı olan hekim, hemşire ve yardımcı sağlık personeli
• Grip yönünden riskli şahıslar ile birlikte yaşayanlar (Altı aydan küçük bebekle yakın ve sürekli teması olanlar)
• Güvenlik görevlileri, itfaiyeciler gibi toplum hizmeti veren kişiler
• Grip sezonunda gebelik

Ağır yumurta alerjisi olanlara yapılması sakıncalı olabilir.

Zatürre ani başlangıçlı ve genellikle tedaviyle hızla iyileşen bir hastalıktır. Ancak tedavinizin başlanmasından sonra 72 saat geçmiş olmasına rağmen ateşiniz düşmediyse, hala öksürük, balgam çıkarmanızda azalma olmadıysa tekrar hekime görünmelisiniz.

AKCİĞER KANSERİ

Akciğer dokularında bulunan anormal hücrelerin kontrolsüz çoğaldığı bir hastalıktır. Kanser, hücrenin genetik materyalini taşıyan DNA’nın yapısındaki bir hata veya mutasyon nedeniyle başlar. DNA’daki mutasyonlar normal yaşlanma süreciyle veya çevresel faktörler nedeniyle (sigara içimi, asbest lifleri, radon gazı) oluşur. Sonraki aşamada kontrolsüz çoğalan bu hücreler çevre dokulara ve akciğer dışındaki organlara yayılabilir (metastaz).

Tütün ürünü tüketmede ki artışa paralel olarak akciğer kanseri sıklığı da giderek artmıştır.

Akciğer kanserleri başlıca iki gruba ayrılır: küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) ve küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK). Bu iki tip kanserin büyüme hızları, yayılımları ve tedavileri farklıdır.

• Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK): Akciğer kanserlerinin %10-15’ini oluşturur. En hızlı büyüyen ve en hızlı yayılım gösteren (metastaz) tipidir. Sigara ile çok yakından ilişkilidir; Bununla beraber kemoterapiye yanıtı iyidir.
• Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) en sık görülen akciğer kanseridir, tüm hastaların %85-90’ını oluşturur. KHDAK’nin 3 ana tipi vardır: Adenokanser: Kadınlarda ve sigara içmeyenlerde daha sık görülür.

Skuamöz hücreli kanser: Ülkemizde en sık görülen akciğer kanseri türüdür. Erkeklerde daha sık görülür. Sigara kullanımı ile yakından ilişkilidir. Hastalık sıklıkla akciğer içine sınırlı kalır veya komşu lenf bezelerine yayılır.

Büyük hücreli kanser: En az sıklıkta görülenidir ve tüm akciğer kanserlerinin %10 kadarını oluşturur. Uzak organlara yayılım yapma eğilimi fazladır.

Nefes ile alınan havadaki her türlü madde sağlığımızı etkileyebilir.

• Sigara : kullanımı akciğer kanserinin en sık görülen nedenidir (%90’dan fazla).
• Asbest: Bazı toprak ve kayalarda bulunan saç gibi ince liflerdir. Doğal bir mineral olup yanmaz ve yalıtkan özellikleri nedeniyle inşaat ve bazı üretim işlerinde (gemi, izolasyon ve otomotiv) kullanılmıştır. Bu tür işlerde çalışan kişilerde mesleksel olarak asbest liflerine temas söz konusu olabilir. Bununla birlikte ülkemizde bazı bölgelerde toprağın doğal yapısında bulunduğundan çevresel temas da önemlidir. Solunum havası ile alındığı zaman asbest lifleri akciğeri zedeler ve sonunda bir çeşit akciğer kanseri olan mezotelyoma gelişir. Asbest teması akciğer kanseri olasılığını 1.5-5.4 kat arttırırken, sigara içen kişilerde bu risk daha fazladır.
• Radon gazı: Toprağın doğal yapısında bulunur. Ev içi radon maruziyetinin en önemli kısmı binanın temelindeki toprak ve kayalardır.
• Uranyum, berilyum, vinil klorid, nikel kromat, kömür ürünleri, hardal gazı, klormetil eterler, petrol ürünleri gibi kansere yol açan kimyasallara maruziyet
• Akciğer kanseri aile öyküsünün olması
• Yüksek düzeyde hava kirliliği
• İçilen suyun yüksek oranda arsenik içermesi
• Akciğerde bazı hastalıklar sonrasında kalan yara izi (skar)

Tümörün akciğer içindeki yerleşimine, büyüklüğüne, yayılım yerine ve yayılma derecesine bağlı olarak çeşitlilik belirtiler ortaya çıkabilir :

• Devamlı yoğun öksürük
• Göğüs, omuz ve sırt ağrısı
• Balgam miktar ve renginde değişme
• Kanlı balgam ve kan tükürme
• Nefes darlığı
• Ses kısıklığı
• Yutma bozukluğu
• Boyun ve yüzde şişlik
• Göz kapağında düşme
• Hışıltılı solunum
• Tekrarlayan bronşit veya zatürre atakları

Eğer akciğer kanseri göğüs kafesi dışına yayılmışsa şikayetler vücudun başka yerleri ile ilgili olabilir;

• Başağrısı,
• Bulantı, kusma
• Denge bozukluğu, baygınlık, hafıza kaybı
• Cilt altı şişlikler
• Kemik veya eklem ağrısı, kemik kırıkları
• Genel halsizlik
• Kanama, pıhtılaşma bozuklukları
• İştah kaybı, açıklanamayan kilo kaybı
• Kaşeksi (kas erimesi)
• Yorgunluk

Tanı koymak için fizik mayenenin ardından akciğer grafisi ile birlikte bazı laboratuvar testleri istenir. Muayene ve akciğer grafisi bulguları ile akciğer kanserinden şüphe edilen hastalarda öncelikle bilgisayarlı tomografi çekilir.

Bazen akciğerlerden doku parçası almak gerekebilir. Bu işleme biyopsi adı verilir. Biyopsiler çeşitli yöntemler ile yapılabilir. ”iğne biyopsisi” ”bronkoskopi” “torasentez” ” plevra biyopsisi” artık günümüzde hastanın olabildiğince konforu sağlanarak güvenli biçimde yapılabilmektedir. Tümörün patoloji çalışmalarıyla belirlenen tipi, evresi ve hastanın performans durumu göz önünde bulundurularak tedavi planı yapılır.

Tedavide kemoterapi, immünterapi, radyoterapi ve cerrahi yöntemler tek başlarına veya bazı hastalarda olduğu gibi birlikte uygulanabilmektedir. Bu birincil tedavileri kolaylıkla sürdürmesi için tamamlayıcı tıp konusunda uzmanlaşmış hekimce beslenme bağışıklık sistemini güçlü tutma gibi pek çok konuda destek verilebilir.

UYKUDA SOLUNUM BOZUKLUKLARI

Uyku esnasında tekrarlayan üst solunum yolu tıkanmaları ve buna eşlik eden kan oksijen değerinde azalma ile karakterize bir sendromdur.

Her yaşta görülebilirse de genellikle orta yaşlı ve kilolu erkeklerin hastalığıdır.

Erkeklerde 2-3 kat fazla görülür, kadınlarda ise menapozdan sonra artar. p>

Obezite, kronik bronşit, astım, hipotiroidi, koroner arter hastalığı, hipertansiyon, inme, şeker hastalığı, reflü gibi birçok hastalıkla birlikte görülebilir.

Uyku apne sendromu olan hastaların hemen tümünde horlama yakınması vardır.

Gece boyunca bazen 300-400 kez tekrarlayan apneler nedeniyle uyku bölündüğü için hasta kalitesiz bir uyku uyur. Çoğu kez apnelerden sonra uyandığının farkında değildir, bazen de uykudan boğularak uyanma tanımlar. Apneler nedeniyle dokulara yeterli oksijen gidemez. Bunların sonucunda, yorgun uyanma ve gündüz aşırı uykululuk gözlenir.

Hasta, uyumaması gereken yerlerde uyuklayarak iş ve özel yaşamında birçok sorunla karşılaşır. Ayrıca uyku apne sendromu olan hastalarda gece göğüs ağrısı ve çarpıntı, sık idrar yapma, idrar kaçırma, sabah baş ağrısı, yaptığı işe kendini verememe, unutkanlık, sinirlilik, gece terlemesi (özellikle baş ve boyun bölgesinde), gece öksürme, reflü, ağız kuruluğu, işitme kaybı, cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık gibi birçok başka yakınma da görülebilir.

Tanısı uyku labratuarında ” polisomnografi testiyle konulur.

Obez olan uyku apne hastalarının mutlaka zayıflatılması gereklidir Alkol, sigara ve uyku ilacı kullanımı varsa bunları bırakılması istenir. Eşlik eden hastalıkları varsa bunlar tedavi edilmelidir.

Uyku apne hastaları gündüz uyuklayarak trafik, iş ve ev kazalarına neden olabilirler. Bu yönden uyarılmaları, gündüz aşırı uyuklaması olanların tedavi başlayana kadar araba kullanmamaları ve aşırı dikkat isteyen, tehlikeli işlerde çalışmamaları önerilir.

Bazı hastalarda apnelerin büyük çoğunluğu sırt üstü yatarken ortaya çıkar. Bu durumda hastanın sırt üstü yatmasını engellemek için pijama veya iç çamaşırının sırtına bir cep dikilerek içine tenis topu veya içine sert süngerden konulmuş bir konulabilir.

Ağız içi araçlar, alt çenenin öne doğru gelmesine veya dilin geriye doğru kaçmasına engel olarak üst hava yollarının genişlemesine neden olurlar ve apne oluşumunu engellerler.

Ağır hastalarda ağız içi araç kullanımı önerilmez.

Kulak burun boğaz hekimleri tarafından horlayan hastalara, burun veya boğaza yönelik ameliyatlar yapılabilir.

CPAP (sürekli pozitif havayolu basıncı) tedavisi, uyku apne sendromunun bilinen en iyi ve kesin sonuç veren tedavi yöntemidir.

CPAP cihazı, burun veya ağız ve burnu birlikte içine alan maskeler yardımıyla sürekli pozitif basınçlı hava vererek uyku sırasında üst solunum yollarının kapanmasını engeller.

CPAP CİHAZI KULLANIMI, UYKU APNE SENDROMUNUN BİLİNEN EN ETKİLİ TEDAVİ YÖNTEMİDİR.

AKCİĞER DAMAR TIKANIKLIĞI

Akciğere ait atardamarve dallarının, bir kan pıhtısı ile tıkanmasına “pulmoner tromboemboli” (PTE) denir. Bu pıhtının en sık kaynağı bacaktaki derin toplardamarlardır.

Tıkanıklığın akciğer dolaşımını büyük ölçüde aksattığı olgularda birden tansiyon düşer ve hasta şok durumuna girebilir. Bu durum çok sık olmamakla birlikte meydana geldiğinde hayatı tehdit edicidir. p>

Hastalığın en sık belirtileri; ani başlayan nefes darlığı, batıcı göğüs ağrısı, kan tükürme, çarpıntı, hafif ateş ve bazen de bacaklarda şişlikle birlikte ağrı olmasıdır. p>

Bazı risk faktörlerinin varlığında bu hastalığın ortaya çıkma ihtimali artar;

• Kan pıhtılaşmasına neden olan genetik hastalıklar (ailede bu tür bir hastalık varlığı)
• Uzun süre yatak istirahatı (örneğin bel fıtığı nedeniyle yatak istirahatı)
• Uzun süren seyahat
• Kanser hastalığı
• Son bir-iki ayda ameliyat geçirmek (özellikle ortopedik cerrahi)
• Travma
• Bayanlarda doğum kontrol hapı, hormon tedavisi kullanımı
• Gebelik
• Şişmanlık
• Kronik kalp ya da akciğer hastalığı olanlar
• İnme geçirenler

Tedavi edilmediğinde ölüm olasılığı %30 lara kadar ulaşabilen, her yıl 1000 kişiden birinde ortaya çıkan bu hastalıkta, özellikle yukarıda sayılan risk faktörleri olanların ani başlayan nefes darlığı ve ani başlayan göğüs ağrısı şikayetleri olduğunda göğüs hastalıkları uzmanının bulunduğu en yakın acil birime başvurmaları hayat kurtarıcı olabilir.

ROMATİZMAL AKCİĞER HASTALIKLARI

Bir çok romatizmal hastalık akciğerleri tutabilir:

1-Romatoid artrit (RA)
2-Mikst konnektif doku hastalığı
3-Sistemik skleroz, skleroderma
4-Sistemik lupus eritematozis
5-Dermatomiyozit/polimiyozit
6-Ankilozan spondilit
7- Sjögren sendromup>

Bunlardan akciğerleri ençok etkileyeni sistemik skleroz veya skleroderma adıyla bilinen hastalıktır. Romatizmal hastalıkların her biri farklı sıklıkta ve farklı şekilde akciğerleri etkileyebilir. Romatolojik hastalıklar solunum sistemi ile ilgili şu dokuları tutabilir;

1-Akciğer dokusunu
2-Hava yollarını
3-Akciğer damarlarını
4-Akciğer zarlarını
5-Solunum kaslarını
6-Göğüs duvarını

AKCİĞER ZARI HASTALIKLARI

Akciğer zarının içine sıvı yada hava dolması durumudur.